1. YAZARLAR

  2. Kerem Akyıl

  3. 14 Mart kutlu olsun
Kerem Akyıl

Kerem Akyıl

Yazarın Tüm Yazıları >

14 Mart kutlu olsun

A+A-

14 Mart tıp bayramını geride bıraktık. Bu tip ‘özel’ günleri bir gazeteci olarak hiç sevmem. Mesela ‘8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’ olur. Politikacılar birbiriyle yarışırcasına, ‘günün anlam ve ehemmiyetini’ içeren paylaşımlarda bulunur. Biz gazetecilere düşen görev de, bu her biri bir diğerine benzeyen mesajları alıp, bir haber içerisinde eritmektir.

Haberi yaparken de hiyerarşiye çok dikkat etmeniz gerekir. Mesela önce Vali’nin mesajı, daha sonra da protokoldeki isimlerin sırası ile mesajları yayınlanır.

Anlayacağınız sevimsiz bir iştir; ‘angarya’ olarak görürüm böyle haberleri…

14 Mart Tıp Bayramı da diğerlerinden farklı değildi. Fakat Profesör Bülent Görenek’in sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşım, yüzlerce ruhsuz paylaşımın yaptığı etkiden daha fazlasını yaptı. Öncelikle Midas TV Yayın Müdürü Soner Yüksel’i bu güzel haberi fark edip bizlerle paylaştığı için tebrik ederim.

Türkiye’nin en ünlü kardiyologları arasında gösterilen ve aynı zamanda Tıp Fakültesi’nde Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı olan Görenek bakın ne diyor paylaşımında; “Teşekkür'e gerek yok, Dayak yemEyelim yeter…”

Yıllar yıllar önce

Profesör Görenek’in bu açıklaması beni yıllar öncesine götürdü. Mesleğe ilk başladığım yıllardı. TRT Ankara Radyosu’nda staj yapıyor, ana haber bülteni için metinler hazırlıyordum. Ankaralı bir Nöroloğun, öfkeli hasta yakınları tarafından dayak yediğinin haberi ulaşmıştı elimize… O haber yayına girdi mi – inanın – hiç hatırlamıyorum. Zira sıradan bir hadiseydi. Fakat daha sonra olayın ayrıntılarına ulaşma fırsatım olmuştu.

Ölen hasta, henüz 17 yaşında olan gencecik bir kızdı. Şimdi hayatta olsaydı, muhtemelen o talihsiz gencin de bu yaşlarda bir kızı olabilirdi.

Her neyse…

Genç kız bir gün evde bir leş kokusu duyduğunu söyler. Karyolalar, koltuklar kaldırılır. Evin içinde bir fare ölüsü olabileceğinden kuşkulanırlar. Elbette böyle bir hayvan leşi bulunmaz. Çünkü kızın ısrarla ‘iğrenç’ diye nitelediği bu kokuyu kimse alamamaktadır.

Bir müddet sonra kız kokuların yanı sıra, birtakım sesler de duymaya başlar. Bunun üzerine kızın vücuduna cin girdiğine hükmedilir ve mahallenin cinci hocasına gidilir.

Cinci hoca bu ailenin paralarını bir güzel cebe atar. Fakat kızın durumunda bir değişiklik yoktur. Bunun üzerine ‘nefesi daha kuvvetli’ başka cinci hocalara gidilir. Her hoca, ailenin paralarını cebe indirir. En sonunda bir gün kızın burnundan kan gelir. Bunun üzerine hastaneye gidilir. Yapılan tetkikler, kızda beyin tümörü olduğunu gösterir. Fakat kanser çok ilerlediği için, yapılacak bir şey kalmamıştır.

Öfkeli aile doktora, “Sen nasıl bir şey yapamazsın” diye çıkışır. Doktor da “Eğer üfürükçü hocalarda vakit kaybedeceğinize vaktiyle bana gelseydiniz, kızını şimdi kurtarırdık” der.

Tartışma celallenir ve hasta yakınları doktoru evire çevire döver…

Türkiye için sıradan bir olay…

Cinci hocadan hesap sormayıp, “Hani nefesin kuvvetliydi? Neden kızımızın içindeki cinleri çıkaramadın” demekten korkanlar, bir tıp doktorunu evire çevire dövme cesaretini kendilerinde görebiliyorlar.

14 Mart Tıp Bayramını ne zaman kutlayabiliriz biliyor musunuz? Doktorlara, kerameti kendinden menkul birtakım hokkabazlara ve üfürükçülere duyduğumuz kadar saygı gösterdiğimizde…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.