1. YAZARLAR

  2. Kerem Akyıl

  3. Borcunu ödesin
Kerem Akyıl

Kerem Akyıl

Yazarın Tüm Yazıları >

Borcunu ödesin

A+A-

5 Mart’ta sizlerle paylaştığım “Anadolu Üniversitesi’nde Skandal” başlıklı yazıma, pek çok olumlu ve olumsuz eleştiri aldım. Gazetecilikte elbette fikirlerinizi herkesin tasvip etmesi diye bir ihtimal bulunmuyor.

Ancak bizim meslekte en kötüsü nedir biliyor musunuz; hiç eleştiri almamak. Ne diyeyim; Allah göstermesin…

Her neyse…

Söz konusu yazıda temeli 1958 yılına dayanan ve Türkiye’nin en köklü bilim ve eğitim kurumlarından biri olan Anadolu Üniversitesi’nde halen bir rektör atanmamış olmasını ‘skandal’ olarak değerlendirmiştim. Hemen belirteyim; aynı görüşleri muhafaza ediyorum.

Naci Gündoğan, Nüvit Oktay, Cengiz Türe ve Arzu Çiçek gibi isimlerin rektör olmak istediğini, ancak halen bir atama yapılmamasının üniversiteye zarar verdiğini belirtmiştim. Bu dört isimden yola çıkarak, rektör ataması meselesini ‘dört bilinmeyenli’ denkleme benzetip, bir de beşinci bir ihtimal olduğunu, yani dışarıdan bir ismin rektör atanabileceğini söylemiştim.

Şimdi müsaade ederseniz, bu beşinci ihtimal üzerinde biraz durmak istiyorum…

Aradan iki ay geçmesine rağmen, henüz bir rektörün atanmamış olması acaba ne anlama geliyor? Yoksa mevzubahis dört bilim adamımız (Lütfen bilim adamı – bilim kadını meselesini daha sonra tartışalım) acaba yetersiz mi bulunuyor? Popülaritesi giderek düşen Anadolu Üniversitesi’ni eski günlerinde olduğu gibi şahlandıracak bir rektör adayı bulunmuyor mu acaba?

Ne olursa olsun gerçek şu ki Anadolu Üniversitesi, eski parlak günlerinden çok uzakta ve bir türlü rektör atamasının yapılmıyor oluşu da sorunun çözümünü daha zorlaştırıyor.

Neden olmasın?

Öyle bir isim Anadolu Üniversitesi’ne rektör olmalı ki, üniversite Eskişehir’in yeniden lokomotifi olsun… İyi de kim?

Ben iddia ediyorum ki sokağa çıkıp sorsak, Profesör Nabi Avcı ismini bütün Eskişehirliler onaylar. Kendisi entelektüel bir akademisyen olduğunu defaatle göstermişti.

Yeri gelmişken bizdeki ve gelişmiş memleketlerdeki rektörlük anlayışının farkına da değineyim. Bilimde ilerlemiş memleketlerde önemli olan fakülte dekanlarıdır. Bu ülkelerde rektör, tercihen eski ve emekliliği yaklaşmış bir dekandan seçilir. Bilimsel faaliyetlerin tamamı dekanlar tarafından yapılır. Rektör ise daha ziyade sembolik bir kişi olur. Bizde ise ‘atanan’ rektör, dekanları atar ve uygun görürse bir dekanı bulunduğu makamdan ‘atabilir’…

Yani rektör demek, üniversitenin her şeyi demektir.

Belki de bu sebepten dolayı Anadolu Üniversitesi’nin rektörünü atama işi sürekli geçiştiriliyor.

Şimdi Nabi Avcı’ya geri dönelim…

Avcı sadece akademik kariyeriyle değil, aynı zamanda yöneticilik kapasitesiyle de önemli bir isim. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı yapan Avcı’nın Anadolu Üniversitesi’ni rahatlıkla yönetebileceğini var sayabiliriz.

Üstelik kendisinin Anadolu Üniversitesi ve Eskişehir’e bir borcu olduğunu da düşünüyorum. Kendisi akademik kariyerini, hatta politik kariyerini Anadolu Üniversitesi’ne ve Eskişehir’e borçludur. Türk Dünyası Kültür Başkentliği döneminde hem Eskişehir’e, hem de Anadolu Üniversitesi’ne büyük katkılar sağlayan Avcı’nın rektör olmasıyla birlikte, ‘Eskişehir’e 3’üncü üniversite’ tartışmaları da sona erer bana kalırsa.

Avcı’nın rektörlüğü hem Anadolu Üniversitesi’nin yeniden kentin lokomotifi haline gelmesini sağlar, hem de kendisinin içinden geldiği Anadolu Üniversitesi’ne borcunu ödemesine neden olur…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum