1. HABERLER

  2. DİĞER

  3. KÜLTÜR SANAT

  4. Edebiyat - Edebayat
Edebiyat - Edebayat

Edebiyat - Edebayat

Eskişehir Edebiyat dünyasında önemli yeri olan ve bu alanda bir çok çalışma gerçekleştiren Gazeteci- Yazar Zehra ÇAM ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

A+A-

 

“Kimse yazdıklarıyla yargılanmamalı”

 

1989 yılından beri yazdığı şiirleriyle edebiyatın içerisinde olan ve kendisini yazar değil, yazan olarak tanımlayan Zehra Çam, edebiyat ve son zamanlarda türeyen bayat edebiyat hakkında konuştu.

Yazar ve şair Zehra Çam, 1961 yılında Afyon’da doğdu ve 1989 yılından beri de şiir yazıyor. 3 yaşından beri Eskişehir’de yaşayan Zehra Çam’ın şiirleri, Lacivert Dergisi, Kum, Bireylikler ve Eskişehir Sanat Bülteni gibi birçok mecrada edebiyatseverlere sunulmuş. Bununla beraber, uzun bir süre televizyon programı yaparak, ekranların sevilen yüzü de olmuştu. Kendisi ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, edebiyat üzerine ve bugünlerde çok konuşulan “Bayat edebiyat” (Trivialliteratur) olarak da nitelendirilen popüler kitaplar ve onların yazarları hakkında konuştuk.

Son zamanlarda çıkan kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz? Herkes yazar olabilir mi?

Hayat, bence herkesin varlığını kaldırabilecek kadar zengin ve geniş. Bu nedenle, yazmak isteyen insanları sınırlamamak gerekiyor. Hele ki yargılanmasını ve buna “Üstten bakış” la değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. İnsanların söz söyleme hakları kısıtlanmamalı. Bu konuların çoğu ya popüler olmuş insanların üzerinden ya da popüler ve çok satanlar üzerinden edebiyat çevrelerinde de çok tartışılıyor. Bunun özellikle kişiler üzerinden yapılması doğru değil. Bu, “Mankenler de oyuncu olmasın” demek gibi bir şey. İnsan kendini nerede ve nasıl ifade etmek isterse ona engel olunmamalı. Bu yüzden edebiyatta da dahil herkes dilediğince yazabilmeli.

Peki yazılan kitapların bazılarını edebiyattan uzak bulmuyor musunuz? Biliyorsunuz “Bayat Edebiyat” diye bir kavramdan da söz ediliyor.

Edebiyat eseri neyin olmadığına edebiyat bilimciler ve okurlar karar verir ki zaten bu ayrım tanımlanmıştır. Siz bunu “bayat edebiyat” olarak ifade ediyorsunuz. Bu yazın dilinde, “Trivialliteratur” olarak tanımlanıyor. Bu minvalde yazılan eserler kitapçı vitrinlerinde de kendilerine ait yerde dururlar ve edebiyat eserlerine genelde karışmaz… Bu nedenle yazar olmak ile “yazan” olmak arasında fark her zaman vardır.

Çoğu yazarın ilk yapıtları, travmatik izler taşır. Yazan kişi yazma yoluyla önce kendisiyle ilgili bir arınma yaşar; bu örnek metin olma özelliği de taşıyabilir. Her insanın hayatında benzer acılar olur. Bu nedenle, insanlar yazılan kitaplarda kendini bulabilir ve sırf bu yüzden bile yazılan bir kitap ilgi görebilir.

Edebiyatın derdi yazılan üzerinden bir üst dil yaratmaktır. Bu üst dili yakalayabilmiş, kendi anlatım dilini oluşturabilmiş yazarları da sırf çok satıyor ya da popüler oldu diye görmezlikten gelmek ya da bir duvar oluşturup, “Geçemezsin” tavrı göstermek doğru değildir. Her insan yazdığında hayata kendinden bir şey kalsın düşüncesiyle yazar. Ancak “kalıcı” olup olmadığını, bu iddiayı taşıyıp taşımadığını, edebiyat bilimcilerinin dahası okurun ve zamanın tayin edebileceği bir şeydir. Annemiz de kek yapabilir ama bir pastane açmayabilir. Çok satmadın ya da beklenen lezzetten farklı bir şey diye annemizin kek yapmasının önüne engel konulmamalıdır. Burada sadece yazan kişinin kendini büyüklük hezeyanından koruması yeterli olur.

Öyleyse herkes kitap yazabilir mi?

Tek kelime ile yazabilir. Başarı ve kalite birbirine karıştırılmamalı. Mesela wattpad yazarları var. İnsanlar orada bir şeyler yazıyor ve bunların alıcısı var. Bu insanlar, kitap yazmayı başarmışlar mı başarmışlar; okuyucu bulmuşlar mı bulmuşlar. Her kitap şu anda “Piyasa” içinde ticari bir ürün olarak da sunuluyor. Satışı yüksek ise bu “başarı” kavramı içinde olsun olmasın hedefine ulaşmış sayılıyor. Bu nedenle “başarı” ve “kaliteyi” birbirine karıştırmamak gerekir. Bir kitap edebiyat metni sayılmayabilir ama satış başarısı olabilir. Satışı yakalayacak kitapları da yayınevleri doğal olarak basar ve sunar.

“Bana kalırsa çocuk kitapları üzerinde durulmalı”

Bu kitapların edebiyata zarar verdiğini ya da gerçek edebiyat emekçilerine haksızlık olduğunu düşünmüyor musunuz?

İnsan, sahip olduğu bilgi birikimini sonraki nesillere tamamen aktaramıyor ve geçmişteki birikimin de hepsini kendisine aktaramıyor. Keşke klasik eserler, edebiyat metinleri ve bu birikim yeni nesle aktarılabilse. Klasik eserlerin ruhunu kavramadan edebiyatı kavramak çok zor. Bu nedenle okur olarak her birimiz “Ne okumalıyım” sorusunu kendimize sormalıyız. Sistem paranın dolaşımı üzerine kurulu “Etik ve vicdan” üzerine değil. Neyi okuyup okumayacağı bireyin sorumluluğu.

Ben bu tartışmanın bayat edebiyattan daha çok çocuk kitapları üzerinden yapılmasından yanayım. Çocuk kitaplarıyla ilgili kaygı çekiyorum. Çocuğun eğitimi denetlenmesi gereken bir şeydir. Nasıl bir nesil yetiştirildiğinin farkında olmalıyız. İyi bir okur yetiştirilirse zaten bu tartıştığımız konuya da gerek olmaz. Bana göre herkes çocuk edebiyatı yapmamalı. Ne yazılırsa yazılsın, yetişkin insan iyinin kötünün ayrımını yapar. Okumak, ağız tadı gibi bir eğilim oluşturur; ancak çocuk için bunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle çocuklara sunulan her şeyin hem niteliğine hem de sunulma biçimine dikkat edilmesi gerekir.

Siz edebiyat sanatında olmak istediğiniz yerde misiniz?

Çoğumuzun hayatta yapmak istedikleriyle yaptıkları-yapabildikleri arasında fark var. Bu fark benim için de geçerli. Şu an tam zamanlı olarak çalışıyorum. Bu doğal olarak yazmak ve okumak alanında beni sınırlıyor. Daha geniş okumalar yapmak için zamana ihtiyaç var. Her zaman kendime bu olanağı yaratamıyorum. Bu da istediğim şeyleri yazmanın önünde bir engel oluşturuyor.

Çoğu zaman bir yazar ve şairin de hayata dair belli bir sözü vardır. Bunu bir eserle de yapabilir, çok eserle de yapabilir.

“İkircikli Gece” adında şiir kitabım var ve elimde de bir şiir, bir öykü ve bir de masal dosyası var. Bugüne kadar altı yüzden fazla köşe yazısı yazdım, dört yüzden fazla da röportajım var. Yazmak ve yaratıcılık insanın içsel bir serüveni ve zorunluluğudur. Ben sözün ve sözümün bittiğini düşünmüyorum; bu nedenle yalnızca okuma ve yazmaya vakit ayırabileceğim günlerin de arzusu içinde okuyup yazmaya devam edeceğim.

Haber – Röportaj : Duygu DARILMAZ

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler