12.01.2021, 12:40

Mevhibe İnönü ve o fotoğraf

Gazeteci Faik Kaptan'ın yıllar sonra sosyal medyadan paylaştığı o fotoğraf ve hikayesi beni çok etkiledi... Günümüze dair de birçok şey anlatıyor, sizlerle paylaşmak istedim... 

"Hikayeye geçmeden önce peşin fikirli bazı aklı evvellerin, özellikle "İki Ayyaş" şeklinde yakışıksız sözler sarf edenlerin daha iyi anlayabilmeleri için Sevgili Mevlana'nın şu sözleri ile başlamak istiyorum: 'Ya kırdığın gönlü Allah seviyorsa? Bilemezsin. Bilseydin ödün kopardı. Dokunamazdın. Söyleyemezdin.'

FOTOĞRAFIN HİKAYESİNE BAŞLAMADAN ÖNCE İNÖNÜ

İnönü'nün damadı gazeteci Metin Toker'di. İktidarla ters düşen bir yazısı nedeniyle Ulucanlar Cezaevine girdi. İnönü bunun üzerine damadını ziyarete gitti. Yıl 1957.
İsmet İnönü'yü damadıyla görüştürmediler. O da damadına bir not yazarak bir ihtiyacı olup olmadığını sordu. Metin Toker cevap olarak rahatının iyi olduğunu belirterek, yazdığı notta " Özden size emanet " dedi. Daha sonra tekrar gitti ancak yine göremedi.
Metin Toker cezaevindeyken eşi Özden Toker erken doğum yaptı kızı Gülsün dünyaya geldi. İnönü tekrar cezaevine gitti ve içeriye şu notu yolladı:
"Gözümüz aydın. Ağırlığı 3 kilo. Boyu 50 santim. Doğum evi Zekai Tahir. "

Evet, işte İsmet İnönü ailesi:

O özel fotoğraf: Solda Özden Hanım, yanında kızı ve torun Gülsün ve sağda Mevhibe hanım.

Buyurun benim yaşanmış o çok özel hikayeme.

Bu öyle güzel bir anı ki sevgili dostlar, her satırında ayrı bir insanlık dersi, saygı, sevgi, onur, mütevazilik, aklınıza ne gelirse hepsi var.
Güzel Türkiye’mizin bizi bu günlerine getiren güzel insanlarını bir kez daha saygıyla analım.

Mevhibe İnönü. Türkiye’nin 2. Cumhurbaşkanı’nın eşi. 95 yaşındayken 7 Şubat 1992 günü Ankara’da vefat etti. Saygı duyulan bir ömür geçirdiğine inandığım aziz hatırasına atfen birebir yaşadığım bu hikaye gazetecilik yaşantım içinde bende çok derin izler bıraktı. Bu nedenle de kitabımın  “Haber Tadındaki Anılar”ın ilk hikayesi oldu. 

Gazetecilik yaptığım önce Yeşilköy, sonra Atatürk Havalimanı’nda Devlet Protokolü ile devamlı olarak iç içe oldum. O protokol salonlarında inanılmazları gördüm, inanılmazları yaşadım ve duydum. 
Papatyalardan, apron da davullu zurnalı karşılanan Başbakanlara, amcası Milletvekili olduğu gerekçesiyle çoluk çocuk VİP kullanmak için görevli polisi azarlayana, Fatih Ürek’ten bir milletvekili dostunu VİP içinde karşılayan Sisi’ye kadar. O kadar çok ki. Bunları yazmaya kalksam ayrı bir kitap olur. 

Okuyacağınız olay bu ülkede protokolde birinci sırada olan, yani günün tabiriyle First Lady olan bir Cumhurbaşkanı eşinin hepimize verdiği bir saygı, sevgi, alçakgönüllülük, mütevazilik ve insanlık dersidir. Bu nedenle sevgili Mevhibe İnönü’yü bir kez daha saygı ile anıyorum.

YER YEŞİLKÖY HAVALİMANI; DIŞ HATLAR.

O zamanlar daha Atatürk Havalimanı Dış Hatlar binası, yani şu andaki İç Hatlar binası yapılmamıştı. İç ve Dış Hatların beraber kullanıldığı ve adı Yeşilköy Havalimanı olan binada çalışıyoruz.
Tarihte yanılmış olabilirim ama sanırım 1979 yılının Sonbaharı. Sakin bir gün... 
Terminal içinde günlük rutin turumu attım. Gümrük, pasaport gibi birimleri dolaşıp Dış Hatlardaki odama geldim.
Dış Hatlarda, Hürriyet, Milliyet, Anadolu Ajansı ve TRT’nin yan yana küçük birer odaları vardı. 
Bizim odayı Hürriyet’in efsane Fethi Babasıyla beraber kullanıyorduk. Rahmetli Fethi Baba gazetenin idari işlerini yapıyordu. Gazete baskıları için Ankara, İzmir ve Adana ile Yurt dışında Frankfurt ve Münih’e Matrisler gönderiyordu. Ayrıca kargo işlerini de yürütüyordu. 
Odaya girdiğimde Fethi Baba her zamanki gibi şen şakraktı. Yanına oturdum. Tam karşımızda da Air France kontuar açmış bilet işlemlerini yapıyordu. Yan taraftaki tahta koltuklarda ise birisi yaşlı üç kadın oturuyordu.
Yaşlı olanı tanımıştım. Ama doğrulatmak için Fethi Baba’ya sordum.
“Baba bu Mevhibe İnönü değil mi? “ 
Fethi Baba yerinden kalktı ve “ Ben yakından bakayım “ diyerek o tarafa yöneldi. 
İki dakika içinde geldi ve “ Haklısın Faik, Mevhibe Hanım” dedi.
Bunun üzerine fotoğraf makinemi aldım ve yanlarına gittim.
Mevhibe Hanım beni görünce gülümseyerek selam verdi. Ben de cesaret alıp, “ Yolculuk var galiba Hanımefendi” dedim.
Kendisi bana, “ Hayır torunumu yolcu etmeye geldim “ dedi.
O zaman ben de kendisine, “ Bunu haber yapabilir miyim?” dedim. 
Bu kez yanındaki kızı Özden Toker ( Rahmetli gazeteci Metin Toker’in eşi) araya girerek, “ Sizden rica edebilir miyim? Bizler böyle şeyleri çok sevmeyiz “ dedi. 
Bu söz üzerine Mevhibe Hanım da “ Torunum Gülsün Fransa’da okuyor. O nu yolcu edeceğiz. Böylesi daha güzel “ diyerek bu anın haber yapılmasını istemedi.
Ben son olarak, “ Hiç olmazsa bir fotoğraf çekebilir miyim? “ diye sorunca, yüzünde bir gülümseme oluştu. Bundan itiraz etmediği anlamını çıkardım ve gördüğünüz gibi tarihi bu fotoğrafı çektim ve yanlarından ayrıldım.

ESAS OLAY ŞİMDİ BAŞLIYOR...

Tekrar odaya Fethi Baba’nın yanına geldim. Kısa bir sohbetten sonra o yemeğe gitti. Ben de makinemi alıp pasaport kontrol bölümüne geçtim.
O zamanlar pasaport kontrolü sadece 5 bankodan yapılıyordu. Yan tarafından da gümrüklü sahada çalışan personelin geçmesi için bir personel kapı vardı.
Bu personel kapıda pasaport kısım amirliğinin en kıdemli polisleri otururdu. Bir gün Alaeddin Ağabey, bir gün de Osman Ağabey otururdu.
O gün Osman Ağabey vardı.
Bu sırada Air France Paris yolcuları için danışma, pasaport kontrolüne çağırma anonsu yaptı. Mevhibe Hanım da yanında kızı Özden Toker’le birlikte Fransa’da Paris Siyasal Bilimler Enstitüsü’nde okuyan torunu Gülsün Toker’i yolcu ediyordu. Son noktada torununa uzun uzun sarıldı ve öptü.
Gözleri yaşla dolmuştu, ama belli etmek istemiyordu. Son kez sarılıp canından çok sevdiği torununu pasaport kontrolünden yolcu etti ve arkasından bir süre el salladı.
Kızının kolunda torununun arkasından kaybolana kadar baktı. 
Ben o sırada Osman Abi’nin yanında onunla sohbet ediyordum.
Bizler, havalimanı çalışanları aile gibiydik. Eşimizden çocuğumuzdan çok birbirimizi görüyor, dertleşiyorduk. Osman ağabey ile sohbet ederken gözüm de Mevhibe Hanımdaydı. Çok hüzünlenmişti. Yaşlanmıştı. Belki de bir daha torunumu görememe korkusu içini kaplamıştı. Bu yüzünden okunuyordu.

EVLADIM İÇERİ GEÇEBİLİR MİYİM?

Yakın zamanda bakanlık ve milletvekilliği yapan Gülsün Bilgehan Toker, o zamanın ise Paris’te siyasal okuyan öğrencisi Gülsün, Pasaport kontrolünden geçmiş terminal içinde kaybolmuştu. Mevhibe Hanım da kızının kolunda dönüşe geçti...
İşte tam bu anda danışmadan bir anons geldi.
“Air France Paris uçağı teknik nedenlerden bir saatlik bir gecikme yapacaktır”
Çıkış kapısına yakın olan Mevhibe Hanımın bir anda durduğunu gördüm.
Mevhibe Hanım geri döndü ve adeta koşar gibi Osman’la beraber oturduğumuz Personel Kapının olduğu yerdeki masaya geldi ve Osman’a dönerek, “ Evladım torunum Paris’e gidiyor. Uçağı bir saatlik gecikme yaptı. Ben artık yaşlandım. Belki bir daha onu göremem. İzin verirsen içeri girip onunla bir saat daha kalmak istiyorum” dedi.
Ben şok olmuştum. Kulaklarım uğulduyordu. Bu kadın Türkiye Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanlığı yapmış İsmet İnönü’nün eşi Mevhibe İnönü’ydü. İstese bütün VİP görevlilerini ayağa kaldırır uçağın altına kadar bile giderdi. Ama o tek başına ve de kendisini tanıtmadan torununu bir saat daha görebilmek için polisten izin istiyordu.
Bizim Osman ağabeyimiz Mevhibe hanımı güzelce dinledi ve “ Ama teyzeciğim buradan ötesi gümrüklü saha. Sadece yolcular girebilir” dedi.
Osman, Mevhibe Hanımı tanıyamamıştı. Tanıyamazdı, çünkü bir Cumhurbaşkanı eşinin Dış Hatlar terminalinde bir vatandaş gibi kendisinden böyle bir izin isteyeceği aklının kenarından bile geçmezdi.

Ben masanın altından Osman’ın ayağına hafifçe bir tekme attım. Bunun üzerine Osman, “ Ha Faik senin tanıdığın mı? O zaman buyur teyzeciğim geçebilirsin” dedi.
Mevhibe Hanım hiçbir şey söylemedi, Osman’a o güzel gülümsemesiyle teşekkür etti ve içeriye geçti. 
Mevhibe Hanım içeriye geçtikten sonra Osman’a döndüm ve “ Tanımadın mı ağabeyciğim. Bu Mevhibe Hanım” dedim.
Osman, “ Anlamadım Mevhibe İnönü mü” dedi, Ben “ Tabi o” deyince ok gibi yerinden fırladı ve Mevhibe İnönü’nün peşinden gitti. Onu yarı yolda yakaladı elini öptü, özür diledi ve torununa kadar götürdü. Geriye döndü ve Gülsün’ün annesi Özden hanımı da içeriye aldı.
Ben gazetecilik hayatımın ders niteliğindeki bu olayını yaşamanın mutluluğu, şaşkınlığı ve şoku içindeydim. 
Mevhibe hanım daha sonra içeriye alınan kızı Özden hanımla birlikte torunu Gülsün’le yaklaşık 45 dakika daha beraber oldu. Tekrar sarıldı, öptü ve yolcu etti. Çok mutlu olmuştu. Dışarı çıkarken yanımıza gelip özellikle teşekkür edip ayrıldı. 
Türkiye Cumhuriyeti’nin bu günlere nasıl geldiğinin bence en güzel örneğidir bu olay.
Mevhibe hanım için okuduğum bazı bilgileri de eklemek istiyorum;.
Mevhibe hanım eşinin giyeceği ceketin cep astarına çatal iğne ile “Enam” ekler, Enamsız ceket giydirmezmiş.
İnönü’de “bu Enamı niye ceketime iliştiriyorsun” demezmiş.
Bazı aklı evvellerin türlü çeşitli yaptıkları yakıştırmalara da bu sus olsun.

Çankaya’nın bu ilk First Lady’si, eşinin uzun Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yıllarında hep arka planda durmayı başararak, Türk kadınına bir model oluşturdu. 
İşte hikaye bu sevgili dostlar. Mevhibe İnönü kolay olunmuyor.
Nur içinde yatsın..."

*

Evet, nurlar içinde yatsın... Mevhibe İnönü kolay olunmuyor

Yorumlar (3)
İbrahim Özkan 6 gün önce
Okudum cok memnun oldum
Engin tuna 6 gün önce
Muhtesem saygiyla aniyorum
Hanife karaca 5 gün önce
Gözlerim doldu.. nur içinde uyusunlar.değerlerimizi bir bir kaybediyoruz.

Gelişmelerden Haberdar Olun

@