29.10.2021, 11:19

Saygı ve minnetle...

"Yarın bayram değil mi Gökçen?”

“Evet Paşam, bizim bayramımız, en büyük bayramımız..

“Dolmabahçe Sarayı epey kalabalık oldu bu yıl.”

“Öyle Paşam… Hükümet üyelerinin çoğu buradalar… Cumhuriyet Bayramını sizinle birlikte kutlayacaklar.”

“Ama ben bugünü halkımla, halkımın içinde kutlamak isterdim Gökçen…”

"Gelecek bayram..…”

Eliyle susmamı işaret etti:

“Bana gelecek bayramdan bahsetme, hatta gelecek aydan da… Ekim ayını çıkarabilirsem bile Kasım ayını
çıkarabileceğimi sanmıyorum!”

Ağlamamak, hıçkıra hıçkıra ağlamamak, boynuna sarılmamak için güç tutuyordum kendimi:
“Paşam…” dedim, sesimdeki acıyı belli etmemeye çalışarak, 
“Siz daha çok bayramlar bizimle, halkımızla birlikte olacaksınız”

Başını “hayır!” anlamına gelen bir şekilde iki yana salladıktan sonra, gözlerini karşı taraftaki yeşilliklerle dolu tabloya dikti.

Ertesi sabah, yani 29 Ekim 1938 sabahı bütün gayretine karşın kalkamadı yatağından. Beni görür görmez ilk sözü “Bugün bayram” oldu…
Yüzü her zamankinden solgundu. Elleri balmumu rengini almıştı. Gözlerinin etrafındaki mor halkalar derin birer kuyuyu andırıyordu. Mavilikler denizi olan gözleri sanki laciverde dönmüş gibiydi...

Akşama doğru gençler vapurları doldurarak tıpkı O’nun son 30 Ağustos’unda olduğu gibi, Dolmabahçe Sarayı’nın önüne gelmişlerdi. Ata’yı görmek istiyorlardı… coşmuşlardı… tezahürattan yer gök inliyordu. Odaya Dr. Neşet Ömer Bey ile Salih Bozok girdiler. 

Atatürk onları yanına çağırdı:
“Duyuyor musunuz?” dedi.
“Duyuyoruz Paşam!” dediler,
“Bunlar bizim gençlerimiz…” dedi.
“Evet Paşam, bizim gençlerimiz!”
“Cumhuriyeti emanet ettiğimiz gençlerimiz..” dedi.
“Evet Paşam!” dediler…
“Ne gür sesleri var… öyle bir nesil yetişiyor ki, bu neslin heyecanı, yurt ve bayrak aşkı körletilmeyecek olursa, dünyanın en büyük, en mutlu ülkesi biliniz ki Türkiye olacaktır!.” dedi.
“Onları körletmeye kimsenin gücü yetmeyecektir Paşam!”
“Ama etmek isteyenler çıkacaklardır!.  Tarihe bakınız, daima ulusların mutluluğuna, esenliğine gölge düşürecek bedhahların çıktıklarını görürsünüz!.” dedi.
“Fakat Paşam onlarda sizin attığınız temel var!.” dediler.
“Bu çocukları görmek istiyorum… buraya kadar geldiklerine göre, onlara hiç olmazsa el sallamalıyım..” dedi.
“Fakat…”
“Nedir fakat?” dedi… 

Bunu çok sert bir şekilde söylemişti. Binbir güçlükle üzerini giydirdiler. Çektiği acıyı anlatmaya imkan var mı? O balmumu gibi olan yüzü ıstıraptan mosmor oluyor, alnından ter damlaları halının üzerine sanki yağmur gibi iniyordu. Ama vermişti kararını. 

O coşkun gençliğe el sallayacaktı. Daha hayatta olduğunu, daha onlarla birlikte olduğunu, bu Cumhuriyet Bayramı’nı onlarla birlikte kutlandığını göstermek istiyordu.

Pencerenin önüne bir koltuk yerleştirdiler. Atatürk bu koltuğa oturdu. 

İşte o zaman kıyamet koptu dışarda. Onu gören gençler çılgınca alkışlıyorlar, bayraklarını sallıyorlardı. Görülecek bir manzaraydı.

Ata’nın gözlerinde yaş vardı…

O koca dev gözyaşlarını tutamıyordu..

***

Cumhuriyet Onur'umuzdur..
Cumhuriyet Şeref'imizdir..
Cumhuriyet bizim yaşamımızdır .! 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını saygı, rahmet, şükran ve minnetle anıyoruz..

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun...

(Kaynak: Sabiha Gökçen Anıları)

Yorumlar (2)
Engin tuna 1 ay önce
Sevgili Atam ne mutlu bizeki sen varsin sen bizimsin
Hasan Tutucu 1 ay önce
Sevgili Atam hayatta görmeden sevdiğim 2 kişiden birisin ruhun şad olsun mekanın cennet olsun

Gelişmelerden Haberdar Olun

@