24.02.2022, 09:42

Üçüncü bin yılın paradigma değişimi...

Bu yazıyı kendi adıma tarihe bir not düşme olarak düşünüyorum…
Öncelikle her zaman yaptığımız gibi kavramların ve tanımların üzerinden hep birlikte tekrar bir geçelim…
Paradigma değişimi, herhangi bir alanda yerleşik, yazılı ve yazılı olmayan tüm kurallar ve uygulamalar olan paradigmaların, içinde bulunan çağa uygun olan kavrayış, bakış açıları ve anlayışlar kökten bir değişime uğraması durumudur. Yaşanılan bu kökten değişim sonrası, yeni bir anlayış ve kavrayış biçimi olan farklı bir paradigma doğar…
Yirminci yüzyılın, yani ikinci bin yılın son yüzyılının ortasında bir paradigmal konsensüs oluşmuştu…
1945’te Birleşmiş Milletler kuruldu.
Sınırlar yeniden çizildi.
İmparatorluklar şekil değiştirdi…
Kapitalizm güçlendi ve modern sömürü düzenini yeniden kurguladılar…
Savaşı kazananlardan iki büyük kutuplu,ama beş sömürgeci güç odağı oluşturdular.
Dünyayı bu beş gücün sömürü ve nüfuz alanları olarak paylaştılar…
Beşinin uzlaşmadığı hiç bir konu BM ‘de hüküm olamadı…
Bu düzenin ilk büyük depremi, 1992 başında SSCB’nin dağılması ve güya kapitalizmin antitezi olan komünizmin yıkılışı oldu…
Büyük kitlelerin eşit şekilde zorla fakirleştirilip, devletin zenginleştirildiği sistem(!) 1917-1991 arası ancak 74 yıl dayanabildi…
Doğu blokunun demir perdesinin yırtılmasının arkasından insanlar sel gibi para ve özgürlük peşinde koştu…
Kapitalizm ve sömürü düzeni de için de aslında deniz bitmişti…
Çünkü zenginler gitgide bütün serveti kendilerinde toplamanın yeni yeni yollarını buluyor, kapitalist ülkelerde dahi gelir dengeleri hızla bozuluyordu…
1990-2010 arası enformatik gelişim kapitalizme epey zaman kazandırdı…
Tamamen sömürü, gasp, zulüm ve zorbalıkla elde ettikleri serveti kendi ülkelerine yığmaya devam ettiler.
Ancak hem dünyaya hem de kendi insanlarına bilim, liyakat, üretim, dürüstlük… gibi anahtar kelimeler üzerinden bir yalan propaganda yaptılar, adına “pr “ dediler…
Burada da yolun sonu görünmeye başladı 2010'lara gelindiğinde…
Dünya dengesi bozulmuşken yukarıda eski SSCB’den ayrılan onlarca ülke, derin beşlinin illegal kapışma alanı Afganistan, Afrika ve Ortadoğu ‘da kısmen yerlileşerek sömürü düzenine zayıf da olsa yükselen itiraz sesleri özellikle Batıda kendi insanına vaad ettiği daha yüksek refah toplumu vaatleri çuvallamaya başladı…
Yıllar önce batının kendi insanının gazını almak için uydurduğu sosyal demokrasi de miadını doldurdu ve kimseyi tatmin edemez hale geldi…
Batıda aşırı sağ ve faşizm hızla yol almaya, sokaklar da hareketlenmeye başladı…
Bu arada zenginlerin daha zenginleşmesi süreci hızla devam ediyordu…
Bu süreç sadece sosyal dengeleri bozmakla kalmamaya başladı…
Bu zenginlerin ekonomik gücü kendi devletleri de dahil olmak üzere dünyada devletlere ve otoritelerine de açık tehdit oluşturmaya başladı…
Şirketlerin borsa değerleri ülkelerin gsmh leri ile yarışmaya, açıkladıkları kar rakamları ülkelerin toplam ihracat rakamları ile kapışmaya başladı…
Global dengeleri ve konsensüsü arayan masalara zenginler de açıkça oturmaya, koltuk talep etmeye başladılar…
Turuncu devrim ,Arap baharı gibi pek çok aksiyonun oyun kurucuları artık sadece devletler ve istihbarat örgütleri değildi…
Zenginler siyaseti de kendi mecrasına mahkum etti…
Sosyal medyalar ve internet üzerinden iletişim kurmaya, politika belirlemeye zorlandı siyasiler…
Hızla metropolleşme dayatılması yapıldı…
İnsanlar enerji, internet ve gıda lojistiği gibi üç hayati alanda metropollere toplanarak bağımlı köleler haline dönüştürüldü…
2020 ye girerken pandemi  ; sorgulanamaz yeni din bilim ve enformatik kullanılarak sermaye kendi gücünü sınadı ve aslında pek çok ülkenin siyasi iradesinin bileğini büktü…
Korona sürecinde özgüveni artan sermayenin yeni küresel hamlelerine karşı tüm dünya istim üzerinde duruyor…
Ve Türkiye…
1990-2000 arasındaki istikrarsız ve yalpalamalar ile geçen süreçten sonra Cumhuriyet tarihinin en uzun süren istikrarlı siyasi sürecini yakaladı…
Bu süreçte tüm ülkenin altyapı yatırımları neredeyse tamamlandı…
Savunma sanayiinde yerlilik oranı yüzde seksenlere dayandı…
Tarım ve hayvancılıkta, yani gıda ve lojistiğinde epey yol alındı…
Enerji yatırımları haricinde enerjinin güvenli geçiş koridoru olundu…
ABD; Afganistan’da ve Ukrayna’da kendisine  güvenen ülkeler arasında ciddi bir itibar ve güven erozyonuna uğradı…
Türkiye Libya, Karabağ , Katar,Suriye, Kuzey Irak ve Doğu Akdeniz’deki aksiyonları ile  çok ciddi bir itibar ve saygınlık kazandı…
Düne kadar ABD'ye, AB'ye güvenerek, sırtlarını yaslayarak Türkiye düşmanlığı yapan, Türkiye karşıtı konum alan ülkeler Türkiye ile ilişkileri düzeltmek için hızlı dönüşler yaptılar…
ABD aslında Rusya ile zımni bir anlaşma üzerinden bir  kağıttan kaplan olan AB’nin üzerine fiilen çöktü…
Karşılığında da Rusya’ya yeni nüfuz alanlarına yürümesine fiilen yol verdi…
Ama…
Küresel kapitalizm sahipleri…
Geçen yüzyılın küresel sömürgeci güçleri…
Bütün bunların karşısında yeni denge unsuru Büyük Türkiye…
Yirminci yüzyıl kriterleri ve verileri ile dahi, ilerleyişi habire engellenmesine rağmen ; Türkiye 2050 yılının büyük gücü olarak gösteriliyordu…
Ancak küresel gelişmeler, Türkiye'nin doğru hamleleri bu süreci çok hızlandırıyor…
2023 yılına girdiğimizde, yani bir yıl sonra Türkiye pek çok manada çok hızlı yol almış olacak…
Türkiye halihazırda sadece bulunduğu coğrafyada oyuncu değil, küresel bir oyuncu…
2050 de değil…
Çok çok 2030 da küresel bir oyuncu değil oyun kurucu olacak…
Çünkü bilinenlerin karşısına yeni bir tez ile çıkan tek ülke Türkiye…
Bugün “Dünya beşten büyüktür" tezini dillendiren Türkiye; gerine gerine BM’nin toplanıp  beşten biri olan Rusya ile ilgili bir karar çıkaramayışını seyrediyor…
Mevcut sömürgeci egemenlerin karşısında artan ekonomik, siyasi ve askeri gücü ile yeni bir çekim kaynağı, paradigma değişiminin mimarı olarak Türkiye parlıyor…
Velhasıl Nizam-ı Alem yükü ve bayrağı yeniden bütün ağırlığı ile Türkiye’de…
Daha anlatılacak ve tarihe not düşülecek çok tespit var ama…
Ben şimdilik bir özet düşmüş olayım…

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@